
İstanbul Su Yolları nerededir? İstanbul Su Yolları hangi zamanda yapılmıştır? İstanbul Su Yolları’nın önemi nedir? İstanbul’un su yolları, tarihi su yapıları; kuruluş hikâyeleri ve bugün içinde bulundukları koşullar, İstanbullular tarafından pek az biliniyor. Bentler, kemerler, çeşmeler ve su terazilerinin bir çoğu yüzlerce yıl öncesinden bugüne varlıklarını korumayı başardı.
Belgrad Ormanı
Bizans ve Osmanlı döneminde Belgrad Ormanı İstanbul’un hayat damarı çok önemli su havzası olması nedeniyle büyük bir özen ve ağır cezalarla korunuyor. Osmanlı döneminde ormandan 50 gr su alan, çalan 500 gr altın ile cezalandırılıyor. Bölge, barındırdığı bitki, ağaç, kuş, böcek, hayvan toplulukları nedeniyle hala korunması gereken bir alan. Ayrıca dünyada en uzun süre / süredir çalışan su sistemi İstanbul Su Yollarını oluşturan günümüzün kültürel varklıklarının büyük bir çoğunluğunu içeriyor.
İsmini Kanuni Sultan Süleyman’ın Sırp esirleri bölgeye yerleştirmesinden alan Belgrad Ormanı’na Osmanlı’nın verdiği önemi gösteren bir nokta da padişahların yayınladığı fermanlar. Bir ormanın korunması için yayınlanan kanun, emir, fermanlar göz önüne alındığında Belgrad Ormanı, en çok ferman yayınlanan orman. Günümüzde ise kentleşme baskısının da artmasıyla ağır tahribat altında. Sadece doğa değil, tarihi miras, Sırplar’dan kalan yapılar harap durumda. Aslında ilk tahribat 1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz ve İtalyanlar’ın ormandan ağaç taşımalarıyla başlıyor. Ancak hiçbir dönemde son zamanlardaki kadar ağır tahribata maruz kalmamıştır Belgrad Ormanı.
Son dönemde orman içinde plansız yapılan spor alanları, piknik yerleri, yerleştirilen spor aletleri, mangallar yanı sıra ruhsatlı ya da ruhsatsız olarak yer altından çekilen su Belgrad Ormanı’ın doğal yapısına büyük zarar vermekte. Gelişmiş ülkeler yeraltı sularını acil durum stokları olarak görürken Belgrad Ormanı’nda her geçen gün yer altı suları bilinçsiz su tüketimi nedeniyle daha derine çekilmektedir.
Dikkat çeken bir bilgi de o dönemlerde dünyada akar suyu bulunan, çeşmelerinden su akan şehirlerin rehaf seviyesi yüksek olarak değerlendirilmesi. Buna ek olarak, Türkler’in temizlik alışkanlığı nedeniyle akan suyu şehir içine taşıma çabaları İstanbul’ un refah seviyesi yüksek bir şehir olmasını sağlıyor. Öte yandan Rüstem Paşa, akarsuyun getirdiği ve bu nedenle artan refah seviyesinin İstanbul’ da nüfus artışına sebep olacağı düşüncesiyle özellikle Kırk Çeşmeler inşasına karşı çıkıyor. Ancak kimilerine göre bu itirazın altında yatan sebep Mimar Sinan’ın yükselen yıldızına karşı bir dirençtir.
İstanbul’un Su İhtiyacı
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan İstanbul, doğal olarak su ihtiyacını gidermek için her dönem çeşitli alternatifler geliştirilmiştir. Bir medeniyetin devamlılığı için su temel ihtiyaçtır. Bu nedenle şehrin ilk kuruluşundan itibaren burada yaşayan medeniyetler şehre su sağlamak için çeşitli su sistemleri inşa etmişlerdir.
Bizans Dönemi’ne kadar su, açık ve kapalı sarnıçlarla sağlanmaktaydı. Osmanlı Dönemi’yle birlikte isale hattı inşa edilmiş olup şehre bu hat üzerinden su sağlanmıştır. Bu su yolları günümüz de kullanılmaktadır.
İstanbul’un tarihi geçmişine baktığımızda Roma (330-1453) , Osmanlı (1299-1922) ve Cumhuriyet Dönemi’ni (1923-…) yaşamış geniş bir döneme sahiptir. Yerleşim tarihi yaklaşık 8000 yıllık bir şehirdir.
Kurulduğu zamandan bu yana nüfus artmış ve yerleşim alanları giderek genişlemiştir. İstanbul bir su medeniyeti şehridir. Roma Dönemi’nden itibaren çeşitli su sistemleri geliştirilip şehre su sağlanmıştır.
Kanunî Sultan Süleyman (1494-1566) şehrin artan nüfusunun su ihtiyacını karşılamak üzere Mimar Sinan’ı (1489-1588) görevlendirmiş ve şehrin kuzeyindeki Belgrad Ormanları’ndan su getirmesini emretmiştir.
Sinan, bu bölgede incelemeler yapmış ve seviye farklarını hava terazisi (su terazisi) ile ölçerek dere sularının şehre gelebileceğini tespit etmiş, derelerdeki suların debilerini de lülelerle ölçerek padişaha arz etmiştir.
Evliya Çelebi’nin yazdıklarına göre Sinan bu suyun şehre gelebilmesi için yol boyunca altın keselerinin uç uca dizilmesi gerektiğini söylemiş. Kanunî ise, yan yana olmasını dahi kabul edeceğini bildirmiştir. Çelebi’nin yazdığına göre Kırkçeşme tesislerine 40.263.063 akçe sarf edilmiş, 1563 de meydana gelen feyezanda (sel baskını) Uzun kemer kısmen ve Mağlova Kemeri ve Ayvad Kemeri (Kurt Kemeri) tamamen yıkılmıştır. Kovukkemer ile Güzelce Kemer temele kadar ayrılmış fakat yıkılmamıştır. Bir kayda göre de Güzelce (Gözlüce) Kemer kısmen yıkılmış ve bunların tamiri için ayrıca 9.791.144 akçe sarf olunarak toplam masraf 50.054.207 akçe (Peçevi’ye göre 50.780.000 akçe) olmuştur.
Kırkçeşme tesisi su alma, çökeltme havuzu, üstü kapalı kanallar galeriler, kum yıkama tertibatı, kemerler, havuzlar, maksemler (Osmanlı döneminde, bentlerden şehre gelen suların, ölçülerek ev, çeşme ve hamam gibi farklı yer ve yönlere dağıtımının yapıldığı, lüleli havuz ve tekneleri olan üstü örtülü su haznesi yapılar), dağıtma şebekesi, su terazileri, debi ölçme tertibatı ve çeşmeleri ile hiç bir eksikliği bulunmayan çok sağlam ve teknik yönden mükemmel bir su tesisidir.
Klasik devirde ve Roma devrinde de çok büyük su tesisleri yapılmıştır. Ancak Sinan’ın yaptığı bu tesis, hepsinden mükemmel, sağlam ve eksiksizdir. 425 yıldan fazla bir zaman çalışmış olması da bunu doğrulamaktadır.
İstanbul’un Osmanlı dönemi su yollarına bakıldığında sistemin kemer ve bentlerinin İstanbul Avrupa Yakası Belgrad Ormanı ve Alibey Barajı çevresi ağırlıklı olmak üzere Kemerburgaz Göktürk yolu üzerinde bulunduğu görülmektedir.
İstanbul’un yüzyıllar boyunca su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmiş ve bir kısmı günümüze kadar ulaşmış 6 su yolu bulunuyor: Halkalı, Kırkçeşme, Üsküdar, Taksim, Hamidiye ve Terkos. Vakfedilmiş ve herhangi bir vakfa ait olmayan tüm sular; 1926 yılında yürürlüğe giren “Sular Hakkında Kanun” ile İstanbul Belediyesine verildi. 1933 yılında İstanbul Sular İdaresine verilen bu sular, 1981 yılında 2560 sayılı kanun ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresine devredildi. Bu devir sonrası özellikle İSKİ sorumluluğunda ve işletmesinde olan, Avrupa Yakasında 17 vakıf memba suyuna ait 66 çeşmeden, Anadolu Yakasında ise 47 vakıf memba suyuna ait 117 çeşmeden halka bedelsiz su verilmeye devam edildi.
İstanbul’un fethinden günümüze ulaşmış yaklaşık 1200 tarihi çeşme olsa da. İSKİ’nin mülkiyetinde 5 tarihi çeşme bulunuyor. Bunlar;
- Eyüpsultan’daki Kırkçeşme Su Yolları Sisteminin bir parçası olan Savaklar Maksemi ve Çeşmesi
- Üsküdar’daki 4. Mehmet Han (Fatih) Çeşmesi ile Taksim Su Yolları Sisteminin parçası olan ve Maslak’ta bulunan Maslak Taksim Suyu Çeşmesidir
Taksim Maksemi ve Maksem’e ait 2 çeşmeyse İBB’ye tahsis edilmiş durumda. Maksem günümüzde İBB’ye bağlı Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi olarak hizmet veriyor.
Kırkçeşme Su Sistemi incelendiğinde sistemin 3 ayrı koldan geldiği ve 2 ayrı kolun başhavuzda birleştikten sonra Mağlova kemeri ve Güzelcekemer’den geçip diğer kolla birleşerek İstanbul’un ilk yerleşim yeri olan Tarihi Yarımada’daki Eğrikapı Maksemi’nde suyu toplayarak şehre dağıtıldığı görülmektedir.
Bu sistem 1554-1563 inşaa edilmiştir. Sistemin en önemli parçalarının Bizanslılardan kaldığı iddia edilmiş ve Uzunkemer’e Konstantin Kemeri, Mağlova Kemeri’ne ise Jüstinyen Kemeri denmiş, birçok yabancı ve yerli yazar da Sinan’ın yaptığı bu muhteşem eserleri, Roma ve Bizans devrinde yapılanların bir tamiri gibi göstermişlerdir.
İstanbul’un Su Yolları
İstanbul’un tarihi dört döneme ayrılmıştır.
- Roma Dönemi
- Bizans Dönemi
- Osmanlı Dönemi
- Halkalı Su Yolları
- Kırkçeşme Su Yolları (1554-1563)
- Taksim Su Yolları (1731-1839)
- Diğer İsaleler (Hamidiye, Kayışdağı…)
- Cumhuriyet Dönemi
Osmanlı Dönemi
Süleyman Dönemi’nde (1520-1566) kentin nüfusu ikiye katlanmış, su ve yiyecek sorunu sürekli olarak gündemde kalmıştır. Göçleri sınırlama ya da yasaklama yoluyla nüfusu denetim altında tutma düşüncesi de ilk kez bu dönemde tartışılmaya başlamıştır.
Sadrazam Rüstem Paşa’nın (1544-1561), daha fazla su, daha fazla insan anlamına geldiğini öne sürerek, yeni su kanalları inşa edilmesine karşı çıktığı söylenir. Kentin barajlardan, su kemerlerinden, yeraltı kanallarından, su terazilerinden, çeşmelerden ve havuzlardan oluşan yeni su kaynağı kuzeydeki Belgrad Ormanı’nda bulunmaktaydı.
Ana kanal kente, Ayvansaray’ın batısındaki Eğri Kapı’dan girip, Yedikule’ye ulaşmakta ve onarılan Valens Kemeri’yle Topkapı Sarayı çevresindeki mahallelere dağıtılmaktaydı.
Kırkçeşme ve Taksim Suları
Kırkçeşme Suları İstanbul’un ilk yerleşim yeri olan Tarihi Yarımada’ya su sağlamak amacıyla 1554-1563 yılları arasında Mimar Sinan tarafından onarılarak yenilenmiştir.
Kırkçeşme su yolunun en uzun kolu 35 km, toplam uzunluğu 55 km’dir. Birbirinden uzak çok sayıda üniteden oluştuğu ve isale hatları yer altında olduğundan dolayı görünmediği için gölgede kalmakla beraber Mimar Sinan’ın aslında en büyük eserlerinden birisidir.
Kültürenvanter.com sitesinden Kırkçeşme Su yolu haritasını inceleyebilirsiniz.

Su toplama sistemleri, çökeltme havuzları, altı tanesi çok büyük olan 32 adet su kemeri, maksemleri, su terazileri, 46 km uzunluğundaki galeri ve künk borulardan oluşan ana isale hattı, kilometrelerce uzunluğundaki şehir şebeke sistemi, çok sayıda çeşmesi ve isale hattı boyunca suyun şehre kadar getirilebilmesi için başarı ile uygulanan 1/1000 seviyesindeki hassas eğimi ile devrinin en büyük ve en mükemmel su tesisidir.
Mimari değeri yüksek olan ana kemerler gösterişli bir yapıya sahiptir. Diğer kemerler küçük tek katlı tek gözlü kemerlerdir. Bu kemerlerin çoğu Alibey Barajı çevresi Eski Bentten toplanan kol (Cebeciköy kolu) üzerinde bulunmaktadır. Tesise ait su kemerlerinin her iki ucuna kontrol bacaları yapılmış ve üzerleri üçgen şeklinde kapatılarak üzerinde yürünmesi engellenmiş ve kemer üzerinden geçen su kanalı koruma altına alınmıştır.
Tesise ait su kemerlerinin her iki ucuna kontrol bacaları yapılmış ve üzerleri üçgen şeklinde kapatılarak üzerinde yürünmesi engellenmiş ve kemer üzerinden geçen su kanalı koruma altına alınmıştır. İri yapılı kemerlerin çoğu iki katlı olmakla beraber bir katlı ve üç katlı olanları da vardır. Bu kemerlerden;
- Kurt Kemer’inin yüksekliği 14.21 m. uzunluğu ise 305.40 m. olup bir katlı olarak yapılmıştır.
- Uzun Kemer 25 m. yüksekliğinde ve 711 m. uzunluğundadır ve iki katlıdır,
- Mağlova Kemeri 36 m. yüksekliğinde ve 258 m uzunluğundadır ve iki katlıdır,
- Güzelce Kemer’in yüksekliği 29.5 m. uzunluğu 165 metredir ve iki katlıdır,
- Paşa Kemeri 16.40 m. yüksekliğinde ve 102 mt. uzunluğundadır ve iki ve bir katlıdır,
- Kırık Kemer’in ise yüksekliği 35 m. uzunluğu 408 m.’dir ve üç katlı olarak inşa edilmiştir.
- Alacahamam Kemeri ve Develioğlu Kemeri 1620 yılında Topuz Bent ile birlikte, Kirazlı Kemer ise Kirazlı Bent ile birlikte 1818 yılında inşa edilmiştir.
- Tesise ait su galerileri içinden bir insanın yürüyebileceği şekilde inşa edilmiştir ve genişliği 50-55 cm. yüksekliği ise 1.75 m.’dir. Bu su galerilerinin bakım ve onarımını yapabilmek için isale hattı boyunca her 30-40 metrede bir muayene bacaları yapılmıştır.
Su-Yolcu
Bentler ve kemerler ile ilgili görsel ve teknik bilgiler paylaşmadan Su Yolcular’dan bahsetmemek olmaz. Su Yolcular, bölgedeki su bentleri, su yolları ve benzeri yapıları içeren bu sisteminin günlük işleyişini sürdürebilmesi için çalışan kişilerin yaptıkları mesleğe verilen isim. Geçimlerini halktan temin ettikleri bağışlarla sağlayan su yolcular, Osmanlı döneminde bölgeyi her gün karış karış gezen ve su yollarının açık tutulması için gerekli müdahaleleri ve bakımları yapan kişiler. Daha sonra bu meslek “Su Yolu Nazırlığı” bünyesinde kurumsallaştırılmıştır. Su-Yolu Nazırlığı günümüzün Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne birçok bakımdan eş değer yetki ve sorumluluklarla donatılmış olması, konunun öneminin daha iyi anlaşılmasını saplayacaktır.
Osmanlı döneminde yapılan su tesislerinin kendi dönemleri içerisinde dünyanın en gelişmiş tesisleri olduğu söylenebilir. Yerleşim birimlerinin içme ve kullanma suyunu sağlamak için yapılan su iletim sistemlerine su-yolları dneir. Bu tesisler: suyun toplanmasını, şehre taşınmasını ve şehir içinde dağıtılmasını sağlayan ünitelerden oluşmaktadır. Bu ünitelerin içerisinde; bentler, kemerler, çökeltme havuzları, su-yolları, su takım istasyonları, ve su terazileri bulunmaktadır.
Genel olarak su işleriyle uğraşanlara su-yolcu adı verilirken, bu esnafların oluşturduğu meslek grubuna da su-yolculuk denilmiştir. Su işlerinden bahsedilirken, suyun kaynağından bulunup, suyun düzenli bir şekilde şehrin ilgili noktalarına akıtılmasına kadar yapılan bütün çalışmalar anlaşılmalıdır. Su-yollarının yapımı, bakımı ve onarımı, korunması, suların ölçülmesi ve dağıtılması ve bu konularla ilgili bütün uygulamalar, bu çalışma alanının içine girer. (Bu konuda detaylı bilgi almak isteyenler Selda Kılıç tarafından kaleme alınan “Su Yolları ve Su-Yolcu Esnafına Dair Bazı Tespitler” başlıklı çalışmasını okuyabilir.)
Su yolcularının son ismi Zünkarneyn Bey olduğu ve emekliliği sonrası bu mesleğin kaybolacağı takiben yüzyıllardır çalışan su sisteminin duraksayabileceği önemli noktalardan birisiydi. (Kuzey Ormanları Savunması – Selçuk Koçum)
Osmanlı Dönemi Kemerleri








Osmanlı Dönemi Bentleri
Osmanlı döneminin en önemli barajları Kırkçeşme ve Taksim su getirme sistemlerine sonradan eklenen bentlerdir. İstanbul’un Kırkçeşme sistemini besleyen barajlar, Kömürcü, Büyük, Ayvat, Kirazlı bentleri; Taksim sistemini besleyen barajlar, Topuzlu, Valide ve Sultan II. Mahmut bentleridir. Büyük bent arada yıkıldığından 1748’de yeniden inşa edilmiş ve 1900’de yükseltilmiş; Topuzlu da 1786’da yükseltilmiştir.







Halkalı Su Yolları
Halkalı Su Yolları, İstanbul’un batısında bulunan Halkalı ve Cebeciköy arasındaki pınarlardan beslenerek kurşun ve pişmiş toprak borularla şehre getirilen memba sularıdır. İlk tesisler Geç Roma Döneminde Hadrianus, I. Konstantinios, Valens ve I. Theodosios zamanlarında inşa edildi ve fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet’in emriyle eski su yolları onarıldı, yeni su yolları bulunarak isale hattına dâhil edildi. Halkalı Su Yollarının 16 bağımsız kolu bulunuyor. Bu 16 kolun dışında Rami Kışlası ve Davutpaşa Kışlalarına (günümüzde Yıldız Teknik Üniversitesi) su veren 2 kolu daha bulunuyor.
Bu sular, şehirdeki camilerin, imarethanelerin, kışlaların ve çeşmelerin kaynağı durumundaydı. 130 kilometre olan Halkalı Su Yolları İsale Hattının debisi 4 bin 212 metreküp/gündür. Halkalı Su Yolları İsale Hattı kolları üzerinde birçok kemer yapılmış olsa da günümüze sadece 6 su kemeri ulaşabilmiş:
- Bozdoğan (Valens) Kemeri,
- Paşa Kemeri, Mazul Kemer,
- Kumrulu Kemer,
- Avasköy Kemeri (Kara Kemer, Yılanlı Kemer) ve
- Alipaşa Kemeri.
Ancak Halkalı Su Yolları günümüzde İstanbul’daki yoğun nüfus artışı ve kentleşmeyle birlikte işlevselliğini kaybetti.
Taksim Su Yolları
Şehrin Beyoğlu ve civarı 18. yüzyıl ortalarına kadar merkezi bir su sistemine sahip değildi. Halk, su ihtiyacını kuyu, sarnıç ve bölgesel kaynak sularından karşılıyordu. Nüfusun fetihten sonra artması ve Boğaz’ın Rumeli kıyılarındaki yalı ve sarayların sayısının çoğalmasıyla, bu bölgeler ile Beyoğlu civarındaki su ihtiyacının artmasına neden oldu. Tüm bu gelişmelerle Sultan I. Mahmut döneminin ilk yıllarında Taksim Su Yollarının inşasına başlandı; Sultan I. Abdülhamit, Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmut dönemlerinde devam edildi. Toplam 4 aşamada yapılan bu tesisin tamamlanması 100 yılı buldu.
Sistem, Belgrad Ormanlarındaki dereler üzerine kurulan;
- Sultan Mahmut Bendi,
- Valide Bent,
- Topuzlu Bent;
- Sultan I. Mahmut Su Kemeri ve
- Bahçeköy Su Kemeri ile çökeltme-toplama havuzu işlevi gören Balabandere Havuzundan oluşuyor.
Belgrad Ormanlarından Taksim Maksemine kadar giden 25 kilometrelik isale hattına sahip olan Taksim Su Yolları, Beyoğlu ve civarları ile Boğaz’ın su ihtiyacını, döneminde büyük oranda karşıladı.
Terkos Su Sistemi
İstanbul’da nüfusun hızla artması ve çok katlı binaların çoğalması, mevcut su kaynaklarının yetersiz kalmasıyla sonuçlanınca 1874 yılında Sultan Abdülaziz Terkos Gölünden Beyoğlu ve civarıyla Boğaziçi’nin Rumeli Sahiline su getirilmesi için Hariciye teşrifatçısı ve İstanbul’un ilk belediye başkanı olan Kamil Bey ile mühendis Ternau Bey’e 40 yıl süreli imtiyaz verdi. Bu imtiyaz 1882 yılında bir anonim şirkete devredildi.
1883 yılında Terkos Gölünün kenarına günlük 33 bin metreküp kapasiteli buharla çalışan pompa istasyonu yapıldı. Devredilen şirketin kuruluşu ise 1889 yılında tamamlanarak Fransız Dersaadet Su Şirketi (Compagnie des eaux de Constantinople) adını aldı.
Su, 1883 yılından 1926 yılına kadar arıtılmadan, ham olarak şehre verildi. 1926 yılında Kâğıthane’ye su arıtma tesisi yapıldı ancak bu tarihten sonra sular arıtılıp klorlandıktan sonra şehre verilmeye başlandı. İmtiyazı dolan Dersaadet Su Şirketi 1932 yılında satın alınarak 1933 yılından itibaren Üsküdar Kadıköy Su Şirketine devredildi. 1937 yılında yine satın alınarak 1938’de İstanbul Sular İdaresine (İSİ) bağlandı.
Terkos su sistemine ait şehrin muhtelif yerlerinde ilk yapılan Terkos tesislerinin dışında depo ve dağıtım yapıları bulunuyor. Bunlardan bazıları; Edirnekapı Su Deposu, Feriköy Su Deposu ve Dağıtım Binaları, Şişli Su Deposu (Şato), Beşiktaş Arnavutköy Su Deposu ve Kâğıthane Su Dağıtım Yapısıdır.
Kağıthane Su Dağıtım Yapısı, Arnavutköy Su Deposu ve Şişli Su Deposunun (Şato) rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri İSKİ tarafından hazırlatıldı ve ilgili koruma kurullarından uygun görüş alındı. Diğer yapıların onarım projelerinin hazırlanmasına devam ediliyor. Terkos Pompa İstasyonunun restorasyon çalışmalarıysa tamamlanarak Hamidiye Su Tesislerinden olan ve Terkos Pompa İstasyonunun hemen ardından restorasyon çalışmaları bitirilen Cendere Terfi Merkezi ile birlikte İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi adıyla 2009 yılında ziyarete açıldı.
Hamidiye Su Tesisleri
Hamidiye Suyu; 1902 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından Taksim Sularının yetersiz kalması üzerine yaptırılan, Kemerburgaz’ın güneydoğusundaki Kırkçeşme Tesislerinin doğu kolu üzerindeki Karakemer ve Eğri Kemer civarındaki membalardan alınarak font borularla Cendere’deki Terfi Merkezine getirilen ve şehre dağıtılan sulardır.
Sertliği düşük, kalitesi yüksek bu sular Cendere Terfi Merkezinden Beşiktaş Yıldız Sarayına kadar güzergâh üzerindeki semtlere dağıtılıyordu. Günümüzde İBB’ye bağlı Hamidiye A.Ş olarak işlevini sürdürüyor.
Üsküdar Suları
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Üsküdar’a 18’i büyük, 17’si de küçük olmak üzere toplam 35 isale hattı yapıldı. Çamlıca tepelerinin eteklerinden çıkan membalardan toplanan bu sular 3 ile 15 kilometre uzunluğundaki isale hatlarıyla şehirdeki çeşme, cami, hamam, şadırvan, dergâh ve kiliselere veriliyordu.
- Solakbaşı Sinan Ağa tarafından yaptırılan Solak Sinan Su Yolu,
- Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın inşa ettirdiği Mihrimah Su Yolu,
- Sultan III. Murat’ın annesi Nurbanu Valide Sultan’ın Atik Valide Su Yolu ve
- III. Ahmed’in veziriazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı düşünülen İbrahim Paşa Su Yolu en önemli isale hatlarındandır.
Terkos Müze
Geçmişin geleceğe köprüsü olan tüm bu su yapıları (bentler, kemerler, çeşmeler ve su terazileri vb.) şehrimizin değerli mücevherleridir. Bu yapılar bizim öz varlığımız olmasına rağmen haklarında yeterli bilgiye sahip olunmaması nedeniyle, sahiplenme konusunda da yetersiz kalınıyor.
Aşağıdaki çizimde Sultan II. Abdülhamit Dönemi’nde Mirliva İbrahim Edhem Paşa ve oğlu Üsteğmen Nureddin Bey tarafından çizilen İstanbul’un suyolları ve bendlerinin haritasını göreceksiniz.
- https://www.cekulvakfi.org.tr/makale/dunden-bugune-istanbulun-tarihi-su-yollari
- https://kulturenvanteri.com/tr/yer/kirkcesme-su-yolu/
- İSTANBUL KIRKÇEŞME VE TAKSİM SU YOLLARI REKREASYONEL PLANLAMASI MİMARLIK VE TASARIM FAKÜLTESİ
PEYZAJ MİMARLIĞI BÖLÜMÜ BİTİRME PROJESİ (PROF. DR. ADNAN UZUN, ARAŞ. GÖR. BALİN KOYUNOĞLU) - Su Yolları ve Su-Yolcu Esnafına Dair Bazı Tespitler – Selda Kılıç
- Sinan’ın Yaptığı Su Tesisleri – Prof. Dr. Kazım Çeçen
- https://kuzeyormanlari.org/2016/11/11/su-yolcularin-izinde-belgrad-ormani-bentler-ve-su-kemerleri-gezimiz-ardindan/